Bir toplumun çürümesi bir günde olmaz. Önce utanma kaybolur, sonra hesap verme duygusu… Ardından haram, “imkân” diye; rüşvet ise “hatır gönül işi” diye pazarlanır. Makamlar hizmet için değil, yakınları zengin etmek için kullanılır. Din ise hakikatin sesi olmaktan çıkarılıp; gücü, koltuğu ve çıkarı koruyan bir perdeye dönüştürülür.
2022 yılında Almanya’nın Frankfurt Belediye Başkanı Peter Feldmann hakkında, eşi Zübeyde Temizel’e makamını kullanarak yüksek maaşlı iş sağladığı gerekçesiyle dava açıldı. Ardından halk sandığa gitti ve %95 “görevden alınsın” dedi. Çünkü gelişmiş toplumlarda makam; şahsın değil, halkın emanetidir.
Bizde ise çoğu zaman tam tersi yaşanıyor. “Bal tutan parmağını yalar” sözü neredeyse bir ahlak ölçüsü gibi sunuluyor. Hırsızlık kurnazlık, rüşvet maharet, torpil ise doğal hak gibi gösteriliyor. Daha kötüsü; bütün bunlara din adına kılıf bulanlar çıkıyor.
Oysa Kur’an’ın emri apaçıktır:
“Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.”
— Kur’an-ı Kerim
Makam emanettir.
Yetki emanettir.
Devletin parası emanettir.
Vakıf malı emanettir.
Milletin vergisi emanettir.
Emanete ihanet eden sadece hukuka değil; Allah’a karşı da suç işler.
Bugün nice insan;
vakıf paralarıyla ticaret yapıyor,
milletin hakkıyla servet büyütüyor,
koltuk uğruna rüşvet dağıtıyor,
dinin kutsallarını bile menfaat malzemesine çeviriyor.
Hatta ibadeti bile…
Kesilmeyen kurbanlardan para toplayıp,
yardım adı altında rant devşirip,
ölünün ardından okunan mevlidi bile gösterişe dönüştürüp,
sonra da bütün bunlara fetva arıyorlar.
Fakat İslam’ın özü; şekil değil ahlaktır.
Sarık değil vicdandır.
Söz değil adalettir.
Peygamber Efendimiz’in şu ikazı ise ürperticidir:
Hazret-i Ömer (r.a.) anlatıyor:
Hayber günü bazı sahabeler bir kişi için:
“Bu şehittir” dediler.
Resulullah (sav) ise şöyle buyurdu:
“Hayır! Ben onu, ganimetten aşırdığı bir hırka sebebiyle cehennemde gördüm.”
(Müslim, Îmân 182)
Düşünün…
Savaş meydanında ölen bir insan…
Dışarıdan bakıldığında kahraman…
Ama kul hakkı sebebiyle ağır bir akıbetle karşı karşıya…
Çünkü Allah katında mesele sadece görüntü değildir.
Mesele; temiz vicdan, helal lokma ve adalettir.
Hz. Ömer’in adaleti bugün hâlâ konuşuluyorsa; sebebi dindar görünmesi değil, hakkı kendi evladına karşı bile savunabilmesidir. O, devlet mumuyla şahsi iş konuşmayan bir ahlakın temsilcisiydi. Biz ise bugün devlet imkânıyla saltanat kurup kendini “hizmet ehli” diye tanıtan insanlara alkış tutuyoruz.
Kur’an bir başka ayette şöyle buyurur:
“Aranızda birbirinizin mallarını haksız yollarla yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günah yoluyla yemek için onları hakimlere aktarmayın.”
— Kur’an-ı Kerim
Bu ayet sadece mahkeme rüşvetini değil;
torpili,
ihaleyi,
adam kayırmayı,
vakıf sömürüsünü,
makam ticaretini de içine alır.
Çünkü haram sadece çalmak değildir.
Hak etmediğini almak da haramdır.
Bugün toplumun en büyük ihtiyacı daha fazla slogan değil;
daha fazla ahlaktır.
Daha fazla gösterişli dindarlık değil;
daha fazla dürüstlüktür.
Çünkü bir toplumun çöküşü ekonomik krizle değil,
ahlaki çürüme ile başlar.
Ve unutulmamalıdır ki;
adaletin olmadığı yerde bereket olmaz,
liyakatin olmadığı yerde güven olmaz,
vicdanın sustuğu yerde din sadece slogan olur.
Gerçek erdem;
kimsenin görmediği yerde de harama el uzatmamak,
makamı çıkar için değil hizmet için kullanmak,
kul hakkından korkmaktır.
Çünkü insanı büyüten şey;
ne serveti,
ne koltuğu,
ne çevresi,
ne de gösterişli dini sözleridir…
İnsanı gerçekten büyük yapan şey;
emanete sadakati ve adaletidir.













Yorum Yazın
Facebook Yorum