23 Şubat 2025 tarihinde Almanya’da yaklaşık 60 milyon seçmen oy kullanacak. Bu seçmen kitlesinin yüzde 12’sini, yani 7 milyondan fazlasını göçmen kökenliler oluşturuyor. Aralarında 1 milyon Türkiye kökenli seçmen de var. Bu rakamlar, Almanya’nın siyasi geleceğinde göçmenlerin ne kadar önemli bir rol oynayabileceğini açıkça ortaya koyuyor.
Ancak ne yazık ki, biz Türkiye kökenli göçmenler hâlâ karar alma mekanizmalarında, medyada ve bürokraside yeterince temsil edilmiyoruz. Sanki birilerinin bize altın tepsi içinde fırsatlar sunmasını bekliyoruz. Oysa Kur’an-ı Kerim’de Rad Suresi 11. Ayet’te şöyle buyruluyor: “Bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez.” Bu ayet, bir toplumun kaderini değiştirebilmesi için kendi çabasıyla harekete geçmesi gerektiğini vurguluyor.
Peki, biz Türkiye kökenli göçmenler olarak bu çabayı gösteriyor muyuz?
GÖÇMENLERİN POTANSİYELİ VE SORUMLULUĞU
Almanya’da seçim dönemleri, yalnızca siyasi tercihlerle sınırlı kalmaz; aynı zamanda toplumun geleceğini şekillendiren değerlerin de tartışıldığı bir süreçtir. Ancak bu süreçte bazı siyasi oluşumlar, yabancı düşmanlığını körükleyerek toplumu ayrıştırmakta, göçmenleri hedef alan kutuplaştırıcı bir dil kullanmaktadır.
Bu tür politikalar sadece göçmenlere değil, toplumsal barışa ve birlikte yaşama kültürüne de büyük zarar vermektedir. Bizler bu ayrıştırıcı politikalara karşı durmalı ve kapsayıcı, adil politikaları desteklemeliyiz. Çünkü bu yalnızca bir tercih değil, bir zorunluluktur.
GELECEK SANDIKTA NE YAPMALIYIZ?
Göçmenler olarak, taleplerimizi net bir şekilde ortaya koymalı ve bu doğrultuda politika üreten partilere yönelmeliyiz. Öncelikle, vatandaşlık hakları konusunda çifte vatandaşlık gibi hakların genişletilmesi ve vatandaşlık yasalarının esnetilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu tür düzenlemeler, Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin günlük yaşamını kolaylaştırırken, toplumsal uyumu artıracaktır.
Ayrıca, eşitlik ve adalet ilkeleri doğrultusunda eğitimde fırsat eşitliği, sosyal adalet ve eşit işe eşit ücret gibi konular, yalnızca göçmenler için değil, toplumun genel refahı açısından da kritik bir öneme sahiptir. Bu alanlarda daha duyarlı ve adil politikaların uygulanması gerektiği açıktır. Aile birleşimi ve sosyal haklar da göçmen dostu politikaların temel taşlarını oluşturmaktadır.
Aile birleşimini kolaylaştıran ve sosyal hakları genişleten adımlar, Türkiye kökenli göçmenlerin sosyal hayata daha güçlü bir şekilde entegre olmasını sağlayacaktır. Bu nedenle, sandıkta geleceğimizi şekillendirecek kararları alırken, bu konularda göçmenlerle uyumlu politikalar benimseyen partilere oy vermek, hem bireysel hem de toplumsal bir sorumluluktur.
SEÇİMLER, BİR SINAVDIR
Unutmayalım ki seçimler, yalnızca bireylerin değil, toplumun vicdanının da bir sınavıdır. Bu sınavı başarıyla geçmek için bölücü değil, birleştirici bir tutum sergilemek gerekiyor. Bugün oylarımızla gösterdiğimiz irade, yarının Almanya’sını şekillendirecektir. Biz Türkiye kökenli göçmenler olarak, sandık başında güçlü bir mesaj vermeli ve adalet, eşitlik gibi değerlere sahip çıkan politikaları desteklemeliyiz. Çünkü hepimizin ortak geleceği, bugünkü çabalarımıza bağlıdır.
Yorum Yazın